VERGI 2026-036

Yayım Tarihi         : 12.10.2026
Yayımlandığı Yer   : T24 BAĞIMSIZ İNTERNET GAZETESİ

Erdoğan SAĞLAM
Yeminli Mali Müşavir

ŞİRKETLERİN SERMAYE KAYBI VEYA BORCA BATIK OLMA DURUMUNA İLİŞKİN GEÇİCİ DÜZENLEME UZATILDI

Geçici uygulamanın 9 yıldır uygulanmakta olması konunun daha ciddi değerlendirilmesini gerektirir. Ülkemizde maalesef geçici uygulamalar 20 yılı aşacak şekilde uygulanabiliyor...

Değerli okurlar, uygulamada "teknik iflas" olarak adlandırılan sermaye kayıp durumu, sermaye şirketlerinin ortaklarını, üst düzey yöneticilerini ve alacaklılarını ilgilendiren önemli konuların başında geliyor.

Zarar sebebiyle sermayenin kısmen veya tamamen kaybedilmesinin şirketlerin iflasına kadar giden çok ağır sonuçları var!

Bu konu son 9 yıldır gündemden düşmüyor, sonrasında da gündemde kalacağını tahmin ediyorum.

Bu durum ülkemizde şirketlerin sermaye yapılarının ne kadar zayıf olduğunu ve ekonomik durumumuzun bir türlü düzelmediğini gösteren önemli bir gösterge…

Önce konuya ilişkin yasal düzenlemeyi özetleyeceğim.

Sermaye kayıp durumuna ilişkin yasal düzenleme…

Türk Ticaret Kanunu (TTK) Madde 376’ya göre;
  • Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu derhâl genel kurulu toplantıya çağırmak ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunmak zorundadır. Bu iyileştirici önlemler; sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi vs. olabilir. Genel kurul, sunulan iyileştirici önlemleri aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul edebilir ya da sunulan önlemler dışında başka bir önlemin uygulanmasına karar verebilir.
  • Yine son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, kalan sermaye ile yetinmeye, sermayenin tamamlanmasına veya artırılmasına karar verebilir. Kalan sermayeyle yetinmeye karar verdiği takdirde sermaye azaltımı yapılır, bu azaltımla eşzamanlı sermaye artırımı yapılabilir veyahut azaltım yapılmadan da artırıma karar verilebilir. Bu kararları vermediğinde şirket kendiliğinden sona erer, yani iflas süreci başlar.
  • Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkarmakla görevlidir. Bu bilançodan hareketle aktiflerin, alacaklıların alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu asliye ticaret mahkemesine bildirmek ve şirketin iflasını istemek zorundadır. Borca batık olma durumu, şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması halidir.
Biraz açmak gerekirse, sermaye şirketlerinin öz kaynakları toplamı,
  • Sermaye ve yasal yedek akçeler toplamının yarısının altına düşerse yönetim kurulunun alması gereken aksiyonlar var.
  • Sermaye ve yasal yedek akçeler toplamının üçte birinin altına düşerse iflasa kadar gidebilecek sonuçlar doğabilir.
Sermaye kaybına ilişkin son yıllarda iş dünyasını rahatlatan düzenlemeler

Şimdi sermaye kayıp durumuna ilişkin son yıllarda yapılan ve iş dünyasını rahatlatan düzenlemeleri sıralayacağım.
Bu düzenlemelerin yapılma nedeni, 2018 yılından itibaren yaşadığımız kur ve ekonomik krize ek olarak pandeminin de gündeme gelmesi ile sermaye şirketlerimizin önemli bir kısmının teknik iflas sorunu ile karşı karşıya kalmış olmasıdır.
  1. Ticaret Bakanlığı önce 2018 yılına ilişkin olarak, henüz ödenmemiş yabancı para cinsinden borç değerlemesinden doğan kur farkı zararlarının, 1 Ocak 2023 tarihine kadar sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin hesaplamalarda dikkate alınmayabileceğine yönelik geçici bir düzenleme yaptı.
  2. Sonra, 2020 ve 2021 yıllarında tahakkuk eden kira giderleri, amortismanlar ve personel giderlerin yarısının dikkate alınmayabileceği düzenlendi.
  3. Şirketlerin finansal durumu düzelmeyince talep üzerine süre uzatımları başladı ve farklı tarihlerle yapılan değişikliklerle uygulama süresi 1/1/2027 tarihine kadar uzatıldı.
  4. Uzatmaya ilişkin tebliğlerde değişiklik sadece uygulama tarihi ile sınırlı olarak yapıldığından, başka bir ifade ile 2020 ve 2021 yıllarından sonra tahakkuk eden giderlerle ilgili bir düzenleme yapılmadığından, 2020 ve 2021 sonrasında tahakkuk eden kira giderleri, amortismanlar ve personel giderlerinin tamamı sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin hesaplamalarda dikkate alınmak zorunda kalındı.
Son düzenleme ile süre 1 yıl daha uzatıldı!

10 Ekim 2026 tarihli ve 33396 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ” ile Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesi kapsamında şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumlarının belirlenmesine ilişkin uygulamanın süresi 1 Ocak 2028 tarihine kadar uzatıldı.

Yani yukarıda açıkladığım uygulama 1 yıl daha geçerli olacak.

Bu yıl uzatmanın erken yayımlanmasına emeği geçenlere teşekkürler.

Buna göre, henüz ifa edilmemiş (ödenmemiş) yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının tamamı ile 2020 ve 2021 yıllarında tahakkuk eden kiralamalardan kaynaklanan giderler, amortismanlar ve personel giderleri toplamının yarısı, 2027 yılına ilişkin sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin hesaplamalarda da dikkate alınmayacak.

Düzenlemenin önceki yıllara paralel bir şekilde uzatılması isabetli olmakla birlikte bence eksik, çünkü 2021 yılından sonraki yıllara ilişkin kur farkı giderleri dışındaki kira, amortisman ve personel giderlerinin tamamının sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin hesaplamalarda dikkat alınmasının haklı bir sebebi olmadığını düşünüyorum.

Çünkü 2021 sonrası yıllar enflasyonun güçlü bir şekilde hissedildiği yıllardır. Bu yıllarda söz konusu giderler finansal tabloları ciddi ölçüde olumsuz etkilemiştir/etkilemektedir. Özellikle faiz giderleri ile personel giderlerindeki artış çok önemli seviyededir.

Ayrıca yabancı para cinsinden borçlanmalarda kur farkı zararlarının tamamı sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin hesaplamalarda dikkate alınmazken, TL cinsinden borçlanmalarda hesaplanan TL faizlerin tamamının dikkate alınması haksızdır.

Umarım, gelecek yıllarda uygulama süresi uzatılırsa bu hususlar dikkate alınır.

Bu konuda son olarak söylemek istediğim konu, geçici uygulamanın 9 yıldır uygulanmakta olması konunun daha ciddi değerlendirilmesini gerektirir. Ülkemizde maalesef geçici uygulamalar 20 yılı aşacak şekilde uygulanabiliyor.

Bu konuda bence geçici düzenlemenin yanı sıra yasal düzenlemenin de gözden geçirilmesi ve ülkemize özgü koşulların dikkate alınması zorunludur.
 
Saygılarımızla.